Kerem Altıparmak

@keremaltiparmak.com

Hukukçu https://www.keremaltiparmak.com/

İfade özgürlüğü davalarında (ceza ve idare) otomatikleşmiş usul sorunlarını tartıştığımız "Sansürün Gizli Silahı: İfade Özgürlüğü Davalarında Usul İhlalleri" kitabı dijital olarak yayımlandı. İlgilenen meslektaş ve öğrencilerin dikkatine sunuyoruz.

İfade Özgürlüğü Derneği@ifade.org.tr · 7mo ago

İfade Özgürlüğü Derneği tarafından, ifade özgürlüğü davalarında yargılama süreçlerinde ortaya çıkan sistematik usul ihlallerini inceleyen "Sansürün Gizli Silahı: İfade Özgürlüğü Davalarında Usul İhlalleri" başlıklı rapor yayımlandı. ifade.org.tr/reports/Usul...

Anayasa Mahkemesi'nin çok yakın tarihli Nejat Taştan (ihlal yok) ve Abbas Yalçın ve Can Dündar (ihlal yok) kararlarına bakmanızı öneririm. Bir insan hakları savunucusu olan Taştan'la, siyasetçi Mustafa Varank'ın haysiyet ve şereflerinin ne derece farklı değerlendirildiğini göreceksiniz.

Bugünkü gözaltılarla birlikte artık Mümtazer Türköne ile özdeşleşen "başka yolu yok, bilge lider Devlet Bahçeli'nin talebi sonrasında hukuka dönülecek" tezinin bir kez daha sorgulandığını görüyoruz. Bu tezi ilk ifade edildiğinden beri anlamış değilim zaten. Hukuka dönüşle ne kast ediliyor?

Amerikan üniversiteleri ile Türkiye'dekileri (şimdilik) ayıran önemli iki unsur var. Orada Rektörleri Trump atamıyor, YÖK gibi bir yarı-kolluk merci de yok. Ama uzun vadede kaynak olmadan bu farklılığa dayanarak Harvard gibi üniversiteler ne kadar direnç gösterebilir göreceğiz.

DEM heyetinin Cumhurbaşkanı ile görüşmesi, sosyal medya akışını ikiye bölmüş gibi. "Bu antidemokratik dönemde bu görüşme ihanettir" diyenlerle "zamanında bize yapılan haksızlıklara ses çıkarmayanlar şimdi söz söyleyemez" diyenler arasında. Bu ayrışmaya girmeden başka bir hususa dikkat çekmek lazım.

Selahattin Demirtaş hakkında Kobani davasında 11 aydır karar yazılmadığı hatırlatıldı yaşgünü vesilesiyle. Ama vehamet bununla sınırlı değil. Anayasa Mahkemesi Kasım 2019'dan beri tutuklulukla ilgili başvurusuna ilişkin karar vermiyor. O vermeyince iç hukuk yolları tükenmedi diye AİHM de vermiyor.

Alican Uludağ@alicanuludag.bsky.social · last yr.

10 Nisan'da Selahattin Demirtaş, 52 yaşına girecek. 4 Kasım 2016'da tutuklandığında yalnızca 43 yaşında, rakiplerine göre genç bir siyasetçiydi. Tam 8,5 yıldır cezaevinde tutuluyor.

Boykot meselesi çıktığından beri hükümet kanadı "vaaay Türk şirketlerini nasıl boykot edersiniz" diyor. Oysa Türkiye'de katılım endeksi diye bir şey var, sadece faizsiz bankacılık yapan şirketlere yatırım yapan. Çünkü muhafazakarlar tamamı Türk olan şirketlere faiz alıyor diye yatırım yapmıyor.

Bir zamanlar Türkiye açısından özgür ifadenin simgesi olan ve bizim de savunmak için büyük mücadeleler verdiğimiz Twitter kuşunu, sansürün sembolü X haline getiren Elon Musk büyük bir göçün başlangıcına da aracılık etmiş oldu. Yaptığı tek hayırlı şey belki de budur.

Daha geçen sene öğrenciler Cumhurbaşkanı’nın diplomasıyla ilgili şaka yaptı diye 4 yıl hapisle yargılandı. Şimdi 24 saat İmamoğlu’nun diplomasını konuşuyorlar. Birinin diplomasıyla ilgili şaka bile yapamıyorsun, diğerine ne dersen serbest. Buna hukuk denmez de ne denir bilmiyorum.

Anayasa Mahkemesi'nin HAGB ihlal kararlarından sonra yeniden yargılamalar başladı. Bazı mahkemeler 5 yıllık süreyi yeniden başlattı, bazıları HAGB yerine yeni ceza verdi. Avukatlara iki kat iş çıktı. Yani AYM'ye gidip karar alanlar ve avukatları cezalandırılmış oldu. Bir sistem bu kadar kötü işler.

CHP sürekli "yargı sopası" ifadesini kullanıyor. Ama bu sopanın ne olduğunu, nasıl bir mücadele stratejisi geliştirilmesi gerektiğini söylemiyor. Yargı sopasının iki boyutu var: Birinci husus; savcı, yargıç atama sistemi ve HSK'nin yapısı. Mevcut yapıda yargının bağımsız olması zaten mümkün değil.

TCK'ye "İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının adı sadece onu övmek için kullanılabilir. Tersini yapanlar 1 yıldan 30 yıla kadar hapisle cezalandırılır" diye hızlıca bir hüküm koyulsa da her seferinde suç bulmak için uğraşmasa yetkililer. Hatta 299/A maddesi olsun, CB'ye hakaretin hemen ardından gelir.

1980’lerde TRT’ciler Ferdi Tayfur’un sansürlenmesi gerektiğini düşünüyordu. 2020’lerde RTÜK’çüler Ferdi Tayfur’u beğenmeyenlerin sansürlenmesi gerektiğini düşünüyor. TRT’nin, RTÜK’ün ve benzerlerinin ne dinleyip ne düşündüğümüze müdahale etmediği bir hayat dilimi olmayacak herhalde.

10 yıl önce Nevşin Mengü aynı gerekçelerle gözaltına alınsaydı hem içeride hem dışarda bayağı tepkiye sebep olurdu. Şimdi nasıl olsa tutuklanmadı diye 1-2 saatte unutuldu. “X yalnız değildir” “Y yalnız değildir” diye diye herkesin yalnız olduğu bir noktaya ulaştık.