Politi 𒉭

@politivortex.bsky.social

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! #GencleriSerbestBırakın #FreeImamoglu

İşbirlikçileri ihraç edip masaya yumruğu vurmak dışında bir seçenek kalmamıştır; zira bu karanlıktan, halkın kendi kaderine el koymadığı hiçbir sahte demokrasi masalıyla çıkılamaz.

CHP tabanının "Kararı tanımıyoruz, Özgür Özel Genel Başkanımız, Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayımızdır" diyerek genel merkezi terk etmeme kararı, bu ülkenin geleceğini belirleyecek son direniş hattıdır.

Halk, bütünüyle siyasetin dışına itilmekte, kitlelerin değişim umudu yargı kararlarıyla boğulmaktadır. Artık Saraçhane'de kürsü kurup türkü söyleyerek, boykot listeleri yayınlayarak veya "sandıkta hesaplaşacağız" gibi içi boş tehditler savurarak "miş gibi" muhalefet yapma dönemi kapanmıştır.

Bugün verilen karar, Özgür Özel’i veya CHP yönetimini değil, doğrudan doğruya halkı hedef almaktadır. Kitlelere verilen mesaj son derece berraktır: Sizin bu ülkenin siyasetine etki etme gücünüz elinizden alınmıştır; bırakın Erdoğan’ı, Kılıçdaroğlu’nu bile gönderemezsiniz.

Günü kurtarmaya çalışan bir patron zihniyetiyle hareket eden iktidar için borsadaki tablo korkutucu değildir. Onlar, varı yoğu yabancı sermayeye satarak bu kısa vadeli krizi atlatacaklarını bilirler; sokakta yaşanan sefalet, adaletsizlik ve yoksulluk onların zerre kadar umurunda değildir.

"Sermaye hukuksuzluktan kaçıyor" masalını anlatan köklü muhalefet ezberleri, gerçeğin üzerini örten bir illüzyondan ibarettir. Sermaye hukuksuzluğu sever, fakat sizin muhtaç hale gelişinizi, emeğin ucuzlamasını ve polis devletinin getirdiği dikensiz gül bahçesini çok daha fazla sever.

Mutlak butlan kararıyla birlikte seçimli otokrasiden parti devletine yapılan bu geçiş, Türkiye’ye yeni ve çok korkunç bir sopa sunmuş, meşru siyasi alan rejime muhalefet eden herkese kalıcı olarak kapatılmıştır. Yazık.

Türkiye’nin yeni düzeninde, bırakın radikal bir itirazı, CHP tipi düzen içi bir sosyal demokrat muhalefete dahi yer bırakılmamıştır. Hedeflenen model, çok partili sistemin tamamen anlamsızlaştığı, muhalefetin de iktidarın da aynı merkezden kontrol edildiği bir Türkmenistanlaşma sürecidir.

İstanbul’u kaybettikten sonra yenilgiyi kabullenmek yerine otoriterleşmeyi seçen iktidar, 19 Mart Darbesi ile Ekrem İmamoğlu’nu hapse atarak başlattığı siyasi soykırımı bugün CHP’nin kurumsal kimliğini gasp ederek taçlandırmaktadır.

Mutlak butlan kararının ardından AKP çevrelerinde bayram havası esmesi tesadüf değildir zira iktidar, karşısında suya sabuna dokunmayan, kendi talimatlarıyla yönetilen, şekli ve kontrollü bir muhalefet silüetini tekrar tesis etti.

Kılıçdaroğlu'nun mutlak butlandan bir gün önce yayınladığı video, bu kumpastan haberdar olduğunun en somut, en utanç verici itirafıdır. Yargı darbesiyle "kayyum" olarak atanmayı midesi kaldıran bu kifayetsiz muhteris, kendi seçmenine ihanet eden bir işbirlikçi olarak tarihe kazınacak.

Girdiği 13 seçimi kaybedip her yenilgiyi ertesi gün büyük bir pişkinlikle içine sindiren Kılıçdaroğlu, partisini 47 yıl sonra birinci sıraya taşıyan Özgür Özel ve ekibinin tasfiyesi için 3 yıl boyunca sinsi bir mahkeme kararı bekledi.

Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi’nin bugün verdiği "mutlak butlan" kararı, Türkiye’de siyasetin fiilen ve resmen bitişinin ölüm belgesidir. Bu karar, devlet bürokrasisinin demokratik alanı tamamen yutarak rejimi bir parti-devletine dönüştürdüğünün en çıplak ilanıdır.

Yıkımın mimarları, ölümlerin ardından timsah gözyaşları döküp "yayın yasağı" kalkanına sığınarak sorumluluktan kaçamazlar. Siyasi rakiplerini, gazetecileri ve muhalifleri kovalamaktan asıl işini unutan Emniyet, İçişleri ve Adalet Bakanları, toplumun can güvenliğini kasıtlı olarak iflas ettirmiştir.

Sınıflardaki bu katliamlar, toplum mühendisliğinin bilinçli bir sonucudur. Televizyon ekranlarında eşcinsel bir karaktere dahi sansür uygulayan RTÜK, belinde silahla racon kesen, mafya övgüsü yapan, kelle kesen hırbo karakterleri gençliğe "kahraman" olarak pompalamıştır.

Tekin ve şürekası, laiklik bildirgesine imza atan gazetecileri, aydınları ve STK temsilcilerini mahkemelerde süründürmekle meşgulken, silahlı saldırganlar elini kolunu sallayarak okullara girip çocukları katletmektedir.

Okulların kapısına kadrolu güvenlik görevlisi tahsis etmeyip bütçeyi tarikatlara ve sermaye aflarına akıtan bu zihniyet, eğitim emekçileri Şanlıurfa’daki saldırıyı protesto etmek için sokağa çıktığında, karşılarına güvenlik değil, toma ve barikat diken faşizan devlet aklının ta kendisidir.

Ekrem İmamoğlu'nun tüm çıplaklığıyla ifşa ettiği o özel kararnamelerle doçentlik ve profesörlük süreleri atlanarak paraşütle rektör ve bakan yapılan bu "kararname çocuğu", Türkiye eğitim tarihinin gördüğü en liyakatsiz ve en tehlikeli figürdür.

Bu kanlı tablonun baş faili, oturduğu koltuğun hakkını vermek yerine laikliğe savaş açmayı kendine meslek edinen, okullarda Kabe ilahisi dinletmekle övünüp sınıflara bir kalıp sabun koymaktan aciz olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'dir.

12-13 yaşındaki çocukların katledilmemek için can havliyle camlardan atladığı, öğretmenlerin cansız bedenlerinin sınıflarda yattığı bu tablo, eğitimi cemaatlerin ve mafyatik kültürün oyun alanına çeviren, devleti bir çete düzeninin koruyucusu haline getiren sistematik bir siyasal cinayettir.

Saray rejimi 23 yıllık yıkım projesinin finalini, kan gölüne dönen okul koridorlarında ve çocuk tabutlarının başında izliyor. Dün Şanlıurfa Siverek’te başlayan silahlı vahşet, bugün Kahramanmaraş’ta devam ediyor.

31 Mart 2024’te CHP'nin zaferine iktidarın verdiği yanıt, siyasi tarihe kara bir leke olarak geçen eşi görülmemiş bir tasfiye operasyonudur. CHP’nin o büyük zaferle kazandığı 32 il belediyesinden altısına operasyon düzenlenmiş, toplam 25 belediye başkanı tutuklanmıştır.

31 Mart 2024’te kazanılan tarihi zafer, iktidarın demokratik tahammül sınırlarını yerle yeksan etti. Bugün yaşanan yargı terörünün, hukuksuz operasyonların ve siyasi kıyımların tek sebebi, işte bu iki sene öncesinin o derin kini ve bastırılamayan intikam duygusudur.

Bundan tam iki yıl önce, 31 Mart 2024’te Cumhuriyet Halk Partisi, yüzde 37,7 oy oranıyla 1977’den bu yana ilk kez Türkiye genelinde birinci parti konumuna yükselip 14 büyükşehir ve 21 il belediyesini kazandığında, Saray rejiminin temelleri sarsıldı.

17 milyon insanın helal oyunu terörize eden, kazanmadığı belediyelere yargı eliyle çöken ve muhalefeti teslim almaya çalışan bu mafyatik devlet aklı, milletin o muazzam sessiz öfkesine çarpıp paramparça olacaktır.